Print
PDF

5'İNCİ GÜN

(19 Haziran 2009 Cuma)   

Otelimizde kahvaltı dahil uygulaması yoktu, sabah olunca büyük umutlarla gece bankamatikten aldığımız kahvaltımızı yemeye indiğimizde bize verilen şeyi görünce biraz şok olduk, ama yedik tabi… J

Kahvaltının ardından tekrar yola koyulduk. Hedefte Nice vardı aslında ama St.Tropez’ e gelince orda kalmadan yapamadık. Bu arada yine nefis yerlerden geçtik, sahil şeridi görsel olarak çok güzeldi ama açıkçası bizim güney sahillerimizden de bir farkı yoktu bence. Tabi bizi sahildeki şehirlerden çok bu şehirleri birbirine bağlayan aradaki bol virajlı yollar ilgilendiriyordu ki bu kısımlarda mümkün olduğunca zevk almaya baktık, bu arada özellikle St.Tropez’e gelmeden hemen önce bir yol var mükemmel…

61

Tabi şehre iyice yaklaşıyoruz ama kalacak otel falan ayarlamadık, zaten pahalı olduklarını biliyoruz; o nedenle önceden bakmak gereği bile duymadık ki içimizdeki “artık kamping olayına girelim” heyecanı da bir yandan bastırmakta J Hemen Garmin’ e soruyoruz; “nerde kardeşim en yakın kamping?” Diziyor listeyi önümüze, birincisine gidelim bir bakalım diyoruz, ana birde ne görelim? Adamlar arsayı çevrelemişler, iki tuvalet, iki duşumsu yapmışlar, burada kalabilirsiniz diyorlar. Eh hadi kalsak, şehre taksi falan var mı diye soruyoruz, hayır diyorlar. Tabi şimdi şehir merkezine gidicez, bir şeyler içecez, biz de bilinçli motorcular olarak öyle gidip gelemeyiz diyoruz ve başka bir yere bakmak için atlıyoruz motorlara.

Sıradaki ikinci kamping bölgesine girdiğimiz de vaaayyy diyoruz ne olursa olsun burada kalmalıyız. Beş yıldızlı kamping dedikleri bu olsa gerek! Hemen resepsiyondaki görevlilerle kaynaşıyoruz, (ve İngilizce konuşuyorlar, aslında Fransa’da İngilizce konuşan insan bulmak çok zordur, bilirler ama konuşmazlar, insanı sinir ederler. St.Tropez gibi bir yerde de konuşmasalar ayıp artık diyoruz ve ) çadır alanımızı ayarlıyoruz. Hemen çadırları kuruyor, kuruması gereken elbiseleri yanımızda getirdiğimiz çamaşır askılıklarına (bir varadero, bir adventure J) asıyor ve doğru hemen çadırlarımızın yukarısında olan havuza; çünkü herkesin aklında aynı düşünce: “valla suya girmeden şurdan şuraya gitmem!” Eeee o kadar deniz kenarından geçip geçip hiçbir yerde girmezsen halk isyan eder tabi J Havuz diye yukarı çıkıyoruz ama yanında jakuziyi görünce fokurdayan su yorulan adelelerimize iyi geliyor hemen.

            62

            63

            64

Jakuzimizde birer de bira açalım diyoruz, ama Avrupa da kurallar biraz sıkı, kıl bir adam var işletmeci bara ıslak ıslak sokmuyor, havuzda bira içirmiyor falan derken keyfimizi bozmasına izin vermiyoruz tabi! Ne dese yapıyoruz J kurallara uymak lazım.

Keyif bittikten sonra şehir turu zamanı geliyor, eee karınlarda acıkıyor; resepsiyona inelim de taksi çağıralım derken, inince resepsiyon falan kapanmış! (aslında bu duruma alışığız, tahmin etmemiz gerekirdi J tabi alışkın olduğumuz için de çok fazla yadırgamıyoruz, normaldir diyerek başka çözüm yolları arıyoruz. Hemen resepsiyonun altında bir ev var, kapıyı çalınca bir bayan çıkıyor içerden, yardım istiyoruz, sağ olsun bize taksi çağırıveriyor hemen. 20 dakika içinde gelecek diyor, biz de beklemeye başlıyoruz, o arada fotoğraf falan çekiliyoruz, oyalanıyoruz. Ben oralarda giriş kapısına arkamı dönmüş çiçek böceklere bakarken bir konuşma geliyor kulağıma “Is this the taxi?” ana diyorum taksi geldi herhalde, arkamı bir dönüyorum bir de ne görem; siyah bir Mercedes S300, şoför de takım elbiseli bir adam (şu Transporter filmindeki tipten) yok diyorum ya biz yanlış yeri aradık heralde! (ben de St.Tropez’ de sarı renk şahin/doğan falan mı bekliyorsam artık J) Neyse Allah’tan hemen içine atlamadan uyanıyorum o anda “kardeşim how much?” adam bana 50 euro deyince (bu arada kamping 8 km şehir merkezine) arabadan uzaklaşıyoruz hemen J tabi pazarlık yapmak sünnet ağzımdan “30 euroya olur mu?” çıkıveriyor refleksif olarak J adam olur diye atıveriyor bizi arabaya, ama taksiyi çağırıp bize yardımcı olan kadıncağıza bir fırça basıyor orda aman tanrım L acıdım kadıncağıza valla…

65

Şehre geldiğimizde taksinin pahalı olmasının nedenini anlıyoruz, yatları ve arabaları görünce karşımızda! Turluyoruz, yemeğimizi yiyoruz, tekrar turluyoruz derken akşamı ediyoruz bir anda… bu arada şehri anlatsana diyenler varsa, benim fikrim bizim ülkemizden hiçbir farkı yok doğa olarak, manzara olarak ama farklı kılan tek şey evlerin mimarisi; valla adamlar "dört duvar olsun başımızı sokalım yeter!" zihniyetinden çok uzaklar, artık bunu belediye mi sağlıyor, bilinçli insanlar mı bilemeyeceğim, ama ileri ki bölümlerde bu düşünceyi tekrar tekrar yaşıyoruz ekip olarak!

66

 

67

Bu arada dönüş zamanı açık bir şarap evi buluyoruz şansımıza, hemen 2 şarap alıyoruz; bizim taksici telefon numarasını vermişti bize yine döneriz beraber diye ama biz bir taksi durağına gidelim de yine pazarlık edelim belki 25 euroya döneriz düşüncesiyle hareket ediyoruz tabi doğal olarak J Taksi durağına geldiğimizde de bu düşüncemize “inşallah” demekten başka bir şey bulamıyoruz, çünkü durakta sıralanmış Audi Q7’ler bize pek gerçekleşecek izlenimi vermiyor ama ecnebistan değil mi yüzsüzlük yapıp soruyoruz elemana, en fazla 35’ e iniyor, biz de arıyoruz bizimkini ve kampa dönüş… Şarapları afiyetle içiş ve yatış…

68

  • 00
    DAY 0
  • 01
    DAY 1
  • 02
    DAY 2
  • 03
    DAY 3
  • 04
    DAY 4
  • 05
    DAY 5
  • 06
    DAY 6
  • 07
    DAY 7
  • 08
    DAY 8
  • 09
    DAY 9
  • 10
    DAY 10
  • 11
    DAY 11
  • 12
    DAY 12
  • 13
    DAY 13
  • 14
    DAY 14
  • 15
    DAY 15
  • 16
    DAY 16