Print
PDF

2'İNCİ BÖLÜM

4.Gün 27 Temmuz 2015 Pazartesi

Bugün sabah erkenden yola çıkmam gerekli. Aslını soracak olursanız nereye gideceğim de çok belli değil. Normalde turist misali hazırlık yapmak gerekmese de en azından yuvarlak olarak bir rota çıkarsaydım. Ama bunun için bile zaman yaratmadım kendime. Sadece gideceğim ülkeleri belirledim ve sabah erken uyanarak yola çıkıverdim.

Özgeleri uyandırmadan saat 08.00 gibi yollara vurdum kendimi. Yakıtı bir önceki gün aldığım için sadece sınıra en kısa zamanda ulaşmayı düşünerek... ama tabi çıkmadan önemli belgelerin fotokopisini çektirmem gerekiyordu ve biraz da döviz almam. O nedenle öncelikle bir Edirne’ye uğramak istedim. 

Şehre ilk vardığımda şöyle bir Selimiye Camisi ile bir fotoğraf çekeyim dedim. Balkanlar seyahati öncesi bol bol Edirne’yi gezdiğimiz için, şimdi çok fazla dolaşmaya gerek yoktu. O nedenle hemen işlerimi bitirip yola koyulmaktı amacım. Fotoğraf çekeyim derken güvercinlere yem satan amca hemen kendi kendine benim adıma onlara yem atarak bir de üstüne parasını istedi. Sinir oldum ama yine de parasını verdim.

Sonra işe koyuldum.  Koca şehirde bir tane Garanti Bankası olduğu için yaklaşık 2 saat kaybettim. Bu esnada yakınlardaki bir büfeden fotokopi işimi hallettim. Bankadaki işlerimi de tamamlayınca vurdum kendimi yollara....

018

GPS beni Kapıkule’den çıkaracak zannettim ama Hamzabeyli Sınırkapısı’nda aldım birden soluğu. Aslında bir terslik olduğunu anlamıştım ama amaç keşfetmek olunca çok da itiraz etmedim. Sonuçta balkanlara tarafından çıkmadığımız, girmediğimiz sınır kapısı kalmamış oldu...

019

Sınır kapısında işlemler hemen bitti ve Bulgaristan’dayım artık. Bugün ki hedef Merrill’in daha önce bahsetmiş olduğu Motocamp Bulgaria. Burası aslında bir Amerikalı’nın. Eşi Poly, Bulgar ve bu kampın olduğu köylüymüş, eşiyle evlendikten sonra buranın sahibi olan Doug, burayı bir motosiklet oteli haline getirmiş ve yazın beraber burayı işletir olmuşlar. Kışları yine Amerika’ya Florida’ya dönüyorlarmış.

020

Otele vardığımda kapıyı kapalı görünce, önce bir tırsmadım değil. Daha önce de kapalı oteller gördüğüm için her an yola devam edebilirim diye düşündüm. Ama sonra içerden birileri gelip kapıyı açtı. Hemen motosikletimi park edip başladık muhabbete...

021

Odam hazır olunca da eşyalarımı odama yerleştirip güzel bir duş aldım. Bütün gün 39-36 derece arası motosiklet sürünce gerçekten sıcaktan bunalıyor insan. Hele üzerinde bir ton kıyafetle...

023 022

Sonrasında tekrar muhabbete devam... Burası gezginler için bir cennet gibi... herkes biryerlerden bir yerlere gidiyor.. özellikle de İngilizler basmış herbir yanı. Birkaç tanesi burayı çok beğendiği için köyden ev bile almış. Graham Field gibi... aslında bir yazarmış İngiltere’de, sonra buraya birkaç kez gelip çok beğenmiş ve yerleşmeye karar vermiş...

024

Bir başka gezgin ekip olan Norman and Maggie ile tanışıyoruz. Bizim uydu ile de ilgili olan teknoloji işleri yapan bir şirkette çalışıyormuş... emekli mi oldun diye soruyorum, hayır diyor. Ne yapıyorsun o zaman deyince her gezginin gezmesine bir sebep olduğu gibi başlıyor anlatmaya... birçok akrabasını kanser nedeniyle kaybedince kendini de kaybetmeden eşiyle beraber çıkmış yollara... birkaç seneden beri yollardalar.. bu da ne kadar doğru bir yolda olduğumu anlatıyor sanki bana... ve yine mümkünse ailemle,  olmadı kendimle devam etmem gerektiğini... bir kere geliyoruz hayata ve bir kere yaşama şansımız var... varın gerisini siz düşünün...

025

Akşam beraber yemeğimizi yiyip muhabbete devam ederek, bugün ki 550 kmlik yolculuğun yorgunluğunu uyuyarak atmaya gidiyorum. Bakalım yarın neler olacak...

 

5.Gün 28 Temmuz 2015 (Salı)

Sabah erken uyanmaya çalışıyorum ama vücut biraz sıcaktan ezilmiş, zor oluyor uyanmak... yine de uzun bir yolum olacağı için kendimi yataktan kazıyorum...

Dün akşam muhabbet esnasında kampın sahibi olan Poly’e erken gideceğimi söylemiştim.

Erken gideceğim deyince, herkes hep bir ağızdan “Ne o acelen mi var dedi…” ama yolcu yolunda gerek… onlar sabah erken kalkıp yoga yapıyorlamış ve ardından kahvaltı ediyorlarmış…

030

Poly yine de yardımcısı Igor’a söyleyeceğini ve bana birşeyler hazırlatacağını söyledi. Ne de olsa motorcu motorcunun derdinden anlarmış…

027

 

Igor'un kahvaltıyı hazırladığı salona gelince bir de bakıyorum duvarda stickerlar var. Herkes yapıştırmış kendine ait bir hatıra duvarlara... tabi ben de boş durmuyorum...

 

028

029

Derken Igor bana kahvaltımı hazırlıyor ve o arada biz de Norman, Graham ve ismini hatırlamadığım yaşlı amcayla muhabbet ediyoruz...

026

bizim yaşlı amca her yaz buraya gelirmiş. Arkaya çadırını kurar ve yazları burada takılırmış. 75 yaşında ve İngiltere’den çıkıp öyle takılıyor yani, kendine burayı yazlık yapmış...

Lafı fazla uzatmadan kahvaltımı yapıyor ve bizimkileri sabah yoga seansları esnasında orda bırakıyorum ve vuruyorum kendimi yollara... Bugün amacım Romanya’yı direk geçmek ve Moldova’ya girerek Kişinev’e ulaşmak... Romanya’da güzel yerler var ama daha önce en güzel yerlerine gittiğimiz için bir daha bulaşmak istemiyorum. Sadece Bükreş’e girer miyim acaba diye düşünüyorum...

Yola çıkar çıkmaz görüyorum ki dün geldiğim yolun bir kısmını geri dönmek zorunda kalmışım... olsun ama yolumu uzatsa da bir gece konaklamak için Bulgaristan’da daha iyi bir yer bulamazdım...

031

Birkaç yerde sadece dinlenmek için durduktan sonra direk olarak Rusçuk, Bulgaristan tarafındaki sınıra varıyorum... Hiç zorlanmadan işlemleri gerçekleştiriyorum ve yine Romanya’ya da aynı şekilde giriyorum.

032

Romanya’ya girdikten sonra sıcaklık artmaya başlıyor günle beraber ve 38 derecelere çıkıyoruz yine... durmadan ilerlemeye çalışıyorum, biliyorum ki fena bir trafik beni bekliyor ve evet Bükreş’e yaklaşık 50 km kala o akıl almaz trafik yine başlıyor. Yollar tek gidiş tek geliş şeklinde... 2009 yılında bu ülkeden geçerken de yine aynı berbat trafikle karşılaşmıştık, şimdi değişen hiçbirşey yok... ve bu ülke Avrupa Birliği üyesi.. yollar için gelen fonları ne yapıyorlar anlamadım... o arabayı geçiyorum, bu arabayı geçiyorum ama yok konvoy bitecek gibi değil... motor kullanmaktan soğutur insanı....

033

O nedenle yine Bükreş’e girmekten vazgeçiyorum... direk olarak yola devam ve uzun bir yolculuğun sonunda Moldova sınırına varıyorum. Yalnız sınıra yaklaştıkça Romanya’da şehirler ve yollar düzgünleşmeye başlıyor... demek ki kuzey tarafı daha iyi diye düşünüyorum...

034

Moldova sınırını sorunsuz geçiyorum, aslında baya kalabalık ama bana önden geçmem için izin veriyorlar...

Sınırı geçince başkent Kişinev’e giden iki alternatif var, birisi 20 km daha kısa... tabi kısa olanı tercih ediyorum.. ama sonra neden herkesin diğerini tercih ettiğini anlıyorum... yollar berbat durumda... bir ara yolu toptan kaldırmışlar, tek şerit açık ama kontrol eden yok... karşıdan gelenle kim daha inatçıysa o geçer usulü geçişiyorsunuz... Önce gelen kapar da yok yani...

Ve 680 km sonunda Kişinev’e varıyorum... GPS burada biraz sapıtıyor. Sanırım bu tarafların haritası çok detaylı değil... zaten nerede kalayım diye sorunca da bir cevap vermemişti...

Ama bir yere girip kendime bir bira söyledikten sonra wifi dan bağlanıp kısa zamanda bir hostel buluyorum kendime... hosteli internetten kısa zamanda buluyorum bulmasına da kendisini bulmak en az bir saatimi alıyor... aynı cadde üzerinde git gel, git gel ama en sonunda buluyorum kan ter içinde...

035

Eşyalarımı içeri atıp, duş aldıktan sonra biraz Hostel’de diğer kalanlarla muhabbet ediyorum. Bir Slovak ve bir Fransız var. Fransız kız keman çalıyor ve buralarda staj gibi birşey olsun diye dolanıyormuş, Slovak olan mikro elektronikte doktora yapıyormuş ve öğrenci birliği gibi birşey çapında o da doğal olarak dolanıyormuş bizim gibi... adamların gitmediği yer de kalmamış bu arada... biz de geziyoruz diyoruz...

038

Sonra şöyle bir şehir turuna çıkıyorum... bu hosteli ararken zaten baya bir turlamıştım ama olsun bir de yürüyerek bakıyorum şehrin tadına... Güzel ve eski bir şehir... soğuk savaş yıllarından kalma olduğu belli, hala da öyle yaşamaya devam ediyor... sizi o filmlerdeki soğuk savaş sahnelerinden çıkarıp alan tek şey herhalde herkesin elinde bir cep telefonu olması ve beleş wifi... 

036

Bir yerde oturup biraz takıldıktan sonra bugün ki 680 km lik yolculuğun yorgunluğu atmaya ve uyumaya geçiyorum... Çok fazla fotoğraf çekmedim, enerjim yoktu, sabah erkenden uyanınca çekerim diye düşündüm...

 

6. Gün 29 Temmuz 2015 (Çarşamba) 

Sabah erkenden kalkıyorum, benim oda arkadaşları fosur fosur uyurken hazırlanıyor ve çıkıyorum... dün çekemediğim fotoğrafları hem de motorla çekerim diye düşünüyorum... ama yola çıkmadan önce Moldova bayrağı motosikletimin çantasındaki yerini alsın şöyle bir... Bulgaristan ve Romanya'ya daha önce de geldiğim için onların bayrakları var zaten. Dolayısıyla bayrak seromonisine Moldova'dan başlıyoruz...

037

Dün ki mecburiyet caddesini şöyle gündüz gözüyle bir kere daha gidiyorum ve geliyorum ardından da büyük parlamento binasının önündeki kocaman boşluk alanda durup iki fotoğraf çeker miyim diye düşünürken polis futbol sahası kadar büyük alanda durmamam için el kol yapıyor... tamam diyerek yola devam ediyorum ve fotoğraf çekecek başka bir yer ararken aynı ana caddenin üzerinde bir polis beni kenara çekiyorrrrr....

Yine polise takılıyoruz... hemen evrakları istiyor... ne yaptım diye soruyorum, İngilizce bilmediği için arkadaşını çağırıyor. Gelen diğer polis bana bu ana caddede motosikletin yasak olduğunu söylüyor. Her yerde tabelalar varmış. Uyarıyormuş. Görmediğimi söylüyorum, görseydin diyor. Bana bir tane göstermesini istiyorum, ağzında lafı yuvarlıyor, var işte her yerde var diyor... ısrar ediyorum göstermesi için, biraz sinirleniyor ama illa ceza yazacağım diyor. O arada gopro çekimde...

Sonra cezayı yazması için baktım ikna edemiyorum, ehliyetimi veriyorum... yazmaya başladığı sırada kendilerinin bu cezayı yazacağını, benim de 09.00 da banka açılınca bunu yatırmam gerektiğini söylüyorlar... yola gideceğim, ülkenizi terk edeceğim deyince yine de ikna olmuyorlar ama sen bize parayı ver şurayı imzala ben senin adına yatırayım bankaya deyince mevzu anlaşılıyor... soğuk kanlılığımı koruyarak tamam yaz beklerim, bankaya kendim yatıracağım diyorum... kararlı olduğumu görünce de neden bilmem ama cezayı yazmaktan vazgeçiyorlar... ehliyetimi aldığım gibi toz oluyorum oradan... fotoğraf motoğraf işini de bırakıyorum artık.. 

Yollar yine aynı, Ukrayna’ya doğru yola çıkıyorum... Sanırım Moldova’nın tek şehri Kişinev, neredeyse Ukrayna’ya kadar başka hiçbirşey yok... her yer tarla... ileride burası da büyüyüp başka şehirler ortaya çıkmaya başlayınca, ben de anlatabilirim artık ‘’bizim zamanımızda burada her yer tarlaydı...’’ diye...

Bu taraflardaki en zor şey de benim için şehir isimlerini akılda tutmak... ancak gideceğim şehri aklımda tutabiliyorum... her neyse tarla tapan giderken, bir anda Ukrayna sınırı çıkıyor karşıma... Asker bir kadın sınıra girişte bir kağıt veriyor... reklamı iyi yapmışlar doğrusu, kadın İngilizce biliyor, gülümsüyor, espri falan yapıyor ama işlemlerin yapıldığı bölüme geçince gerçeklerle karşılaşıyor insan... asık suratlar, İngilizce yok kimse de... adam tek parmak klavye kullandığı için işlemler biraz uzun sürüyor... sonrasında sorunsuzca Ukrayna’dayım...

039

Sınırdan girdikten sonra bir süre yolun bozukluklarından şikayet ederek ilerliyorum, ama sonradan o bozuk dediğim yolları arar oluyorum... böyle bir yol yok, aman tanrım... yolu tamamen kaldırsalar ve stabilize kalsa sanırım daha iyi olur... sanki her yer bomba düşmüş gibi, akıcı bir şekilde ilerlemek mümkün değil... özellikle köy ve kasaba içlerinde durum daha da vahim... şehirler arası yine fena değil çoğu zaman ama artık motor kullanırken belim ağrımaya başlıyor sarsıntıdan...

042

041

 

Hedefte bu gece Lviv'e gitmek var. Ama yol uzun olmasının yanında söylediğim gibi bir de bozuk... neyse ki arada şehirler falan var duruyorum da kendime geliyorum. Kendimize gelmişken de şöyle bir Ukrayna bayrağı yakışır motoruma...

040

tam ben stickeri yapıştırırken bu çocuklar geliyorlar yanıma... beni dikkatlice izledikten sonra bize de sticker var mı diye soruyorlar... olmaz mı hiçççç! hemen veriyorum çocuklara stickerlarımdan...

043

 

Lviv’e gelene kadar yaklaşık 600 km’nin 200 km si herhalde ayakta sürmek zorunda kalıyorum... ama en sonunda Lviv’e varıyorum... güzel ve yine soğuk savaş yıllarından kalma bir şehir. Ukraynalılar genel olarak asık suratlılar. Moldovlar onlara göre daha cana yakın ve muhabbetler diye gözlemledim...

044

Hemen yemek yiyecek bir yer buluyorum kendime... bu arada söylemeyi unuttum... Kişinev’den buraya kadar hiçbirşey yiyemedim içemedim... çünkü döviz bozdurmamıştım ve şehirlerin dışında hiç bir yerde kredi kartı geçmiyor... sadece benzin alabiliyorsunuz kredi kartıyla...

Yemeğimi yerken yine wifi bağlanıp kendime bir de kalacak yer buluyorum... önce yürüyerek gidiyorum, zaten çok yakın... sonrasında adam beni motosiklet konusunda korkutsa da burada kalmaya karar veriyorum... eşyalarımı içeri atıp, duşumu alıp yine Lviv sokaklarına vuruyorum kendimi... kaldığım hostel direk şehir merkezinde... biraz fotoğraf çekiyorum ve dolaştıktan sonra çok yorgun olduğum için otele dönüp temiz bir uyku... 600 km ama böyle acı yokkkkk....

 

2'inci Bölümün sonu...

 

  • 01
    1'İNCİ BÖLÜM
  • 02
    2'NCİ BÖLÜM
  • 03
    3'ÜNCÜ BÖLÜM
  • 04
    4'ÜNCÜ BÖLÜM
  • 05
    5'İNCİ BÖLÜM
  • 06
    6'INCI BÖLÜM
  • 07
    7'NCİ BÖLÜM
  • 08
    8'İNCİ BÖLÜM
  • 09
    9'UNCU BÖLÜM
  • 10
    10'UNCU BÖLÜM
  • 11
    11'İNCİ BÖLÜM
  • 12
    12'İNCİ BÖLÜM