Print
PDF

PROJECTS

 ride2swimyazi

BAŞLANGIÇ...

ÖNCE YÜZMEYLE BAŞLAYALIM...

Yıl 1993 mevsimlerden yaz... Ankara...

Küçük yaşlardan beri hep bir spor faaliyeti içinde oldum. Evcilik, körebe, saklambaç, ebelemecilikten sonra biraz da toplu sporlara yönelerek basketbol, futbol   gibi mahalle etkinliklerinde yer yer boy gösterdim ve dedim ki ben bunu profesyonel bir şekilde yapmalıyım. Tabi babama baskı yaparak beni bir spor takımına yazdırmasını istedim. Yaptıklarımın arasında kendimi en çok basketbola yakın hissettiğim için 90'lı yıllarda baya popüler takımlardan birisi olan PTT'nin basketbol takımına girmek istedim. Tam ben bu hayalleri kurarken ilkokul bitti ve yaz tatilinde nihayet babam beni bu takıma yazdıracaktı ki...

Yıl 1990 mevsimlerden yine yaz... Mersin...

Sıcak, kurak geçen bir akdeniz iklimi günü. Sıcaklık ortalama 40'lı derecelerde, ama daha önemlisi bunaltan bir nem var havada ve hiç bitmiyor... insan olduğu yerde boncuk boncuk terliyor... en güzel tişörtünü giyerek etraftaki kızlara hava yapacağım diye dışarı adımını bir atıyorsun anında sırılsıklam oluyor. Tabi günler sabah kahvaltısı sonrasında kremlenip yağlanıp, kollukları takıp denizin sıcak sularına kendini bırakıveriyorsun. Daha ilkokul üçe giden ve Ankara'nın bozkırında büyümüş bir çocuk için yüzmeyi bilmek bir hayal... eeee anne baba da bilmiyor ki yüzmeyi öğretsin. Mecbur hiç hazzetmediğim kolluklarla, fazla derinlere gitmeden, kıyıdan kıyıdan dalga üzerinden atlamaca... sabah sakin olan deniz, öğleden sonra başlayan rüzgarla birlikte başlıyor birşeylere kızmış da sinirini bizden çıkartıyormuşçasına şiddetlenmeye... tabi o haldeyken insanın gözü içerdeki havuza takılıyor ama 12 yaşından küçük çocuklara yasak havuza girmek... yasaklarla tanışmaya başlıyor insan daha çocukken, kısıtlanmaya...

İşte yine böyle bir sabah, sahilde annemin beni kremlemesi yeni bitmiş, zaten yanmaktan kapkara olmuşum ama alışkanlık işte, biraz da çocuğunu koruma arzusu olabilecek tüm tehlikelere karşı... eskiden belki güneş bu kadar düşman da değildi insanlara. Ayarları daha kısıktaydı insanoğlu atmosferi ve çevreyi bu kadar yaralamadan önce... doğadaki diğer her şey gibi güneş de kızacaktı bu duruma sonraları ve insanoğlu o zararlı etkilerden kurtulmak adına daha da zarar vermeye devam edecekti doğaya zarar vermeye... yanımdan benden bir veya iki yaş büyük bir kız çocuğu belirdi kremlenmem bittikten sonra turuncu ve plastik kokan kolluklarımı takarken. Benimle alakası yoktu, o da diğer tüm çocuklar gibi ailesinden kopuk, bağımsızlığını ilan etmiş ve engin denizin kıyısından fazla uzaklaşmamaya söz vermiş gibi değil sanki Akdeniz’i boydan boya kat edecekmiş gibi hızlıca yanımdan geçti... ve atıverdi kendini denizin dalgalarına cömertçe... O an dedim ki kendi kendime ben de yapabilirim! İşte o an öğrenmenin başlangıcıydı belki de benim için! Eğer tek bir insan bile varsa dünyada diğerlerinin imkansız, tehlikeli, mümkün değil, yapılamaz, gereksiz... gördüğü bir şeyi yapabilen, ben de yapabilirdim eğer gerçekten istersem... ve hemen arkasından plastik kokulu kolluklarımı annemin kucağına bırakıverdim hızlıca ve sonra kendimi bıraktım dalgaların köpürttüğü sulara...

 

002

Sonra zaten olayı iyice kopartmaya karar veriyorum, cesaretim tavanda... artık her şeyi yapabilirim. Daha önce içerideki havuza girmeyi denedim bir kaç kere fakat havuz görevlisi ve aynı zamanda cankurtaran bir amca biraz da kızarak gönderdi beni. On iki yaşından küçüklerin girmesi yasaktı ne de olsa... aynı zamanda yüzme de bilmiyordum. Belki de kolluklarımla yüzmemi istemiyordu, bir durum olursa riske girmemek adına... tek bacağı yoktu cankurtaranın... hiç bilemedim sebebini ve soramadım da... beni tek ilgilendiren beni havuza sokmasıydı... ama hep şu filmlerdeki bekçiler gibi havuzunun başındaydı... ondan habersiz içeri girmek imkansızdı... bir sabah yine denize doğru ilerlerken bir de baktım ki havuzun kapısında yok bizim cankurtaran amca... hiç düşünmeden ilerledim fırsat bu fırsat diye. Direk içeri girdim sıfır tedirginlikle. Uzaklardan seslenen de yok. Hemen atıverdim kendimi suya ve başladım yüzmeye usulca... tabi uzun sürmedi bu sefa, bir ara kenarda dururken bir siluet gördüm tepemde...  tabi ki bizim cankurtaran amca, dikilmiş bana bakıyor... hafiften de tanıyor beni tabi, daha önceki başarısız girişimlerimden...

sonra “kaç yaşındasın“ diye soruyor tekrar sanki ilk defa sorar gibi...

yalan söylemiyorum “on“ diyorum.

ama bu sefer kendimi kanıtlamamı bekliyor ve “yüz bakalım şöyle bir, görelim! “diyor. Sonrasında memnun kalarak şimdilik girebilirsin diye izin veriyor bundan sonra havuza girmeme... 

Yıl 1993 mevsimlerden yaz... Ankara...

Teyzemin oğulları geçen yazdan beri yüzmeye gidiyormuş meğer... haberimiz yok... ben hala basketbola başlayacak olmanın heyecanını yaşıyorum kendimce. Kalabalık bir ailemiz var ve hep beraber büyüdük kuzenlerimle. Tabi beraber büyüdüysek beraber de spor yapacak değiliz ya. Ama tam basketbola yazılacağım sırada dayımın oğulları da çıkageldi o hafta sonu... biz de yüzmeye gideceğiz diye... önceleri umursamadım, olabilir... ama sonra başladılar bana da söylenmeye, “beraber gideriz, ne yapacaksın basketbola gidip. Hem mevsim yaz, kışın gidersin istersen yine baskete...” Eh o ana kadar beraber büyümüşüz madem, evet ben de onlarla takılırım bu yaz, sonra basketbola başlayabilirim tekrar... tamam diyerek annemlere de söyledim. Eniştemin demiryollarında çalışıyor olması sebebiyle bir yaz eğlencesi olarak başladığımız Demirspor’daki yüzme hayatımın sonrasında tüm hayatımı şekillendirecek bir yaşama biçimi haline geleceğini nereden bilecektim...

006

Ve başladık havuza gitmeye... havuza gitmeye dediysem tabi öyle kolay değil gitmek bizim evden... eskiden çocuklara daha mı çok güvenirdi ebeveynler ya da daha mı tehlikesizdi sokaklar şimdilere göre... belki de ailelerin başka çareleri yoktu ya da insanlar daha çok sahiplenirdi çevresinde olan bitenleri, şimdi olduğu gibi sırtını dönüp gitmezdi mesela yanında iki çocuk kavga etse... neyse kolay değil dedik ya işte... on iki yaşındasın ve evden çıkıyorsun sabah 08:00 civarı... tam işe gitmek için insanların evlerini terkettiği, otobüsleri hınca hınç doldurdukları ve gelen otobüse binmek için içerdekileri bir bir ileri ittirdikleri saatler... Ankara memur şehri, arabalarda şimdiki kadar tüm sokakları ve caddeleri kaplamıyor... işe başlama ve bitirme saatleri standart... Demirspor da bir devlet kurumuna ait olduğu için servis sadece Tren Garı’nın yanındaki yerden kalkıyor havuza götürmek için bizi... annem ve babam çalıştığı için tek başıma binmem gerekiyor otobüse... onlar çoktan işe gitmişler bile. Nitekim atlıyorum hemen ilk yakaladığım otobüse... küçük olmaktan faydalanarak sıvışıyorum koca koca insanların arasından usulca orta kapıya doğru ilerlemek için. Zaten oturmak imkansız, sadece kapıya yanaşık durmak daha kolayıma geliyor, tutunabileceğim tek direk orada... araba sayısı sokaklarda şimdiki kadar değil dedim ama yollar da ona göre tabi, trafikte oyalanma miktarı değişmiyor şimdiye göre... tabi bir an önce varmak istiyor ama bir çocuğun sabırsızlığına yetişemiyor otobüsün hızı... yavaş yavaş ilerliyor her durakta insanların arasındaki mesafeyi biraz daha azaltarak. İlk durakta binenler ne kadar da şanslı, onlar hemen oturmuşlar... ama bir çocuk için oturmak hayal, şimdiki gibi kafanı gömüp oyalanabileceğin ne bir cep telefonu var ne de ben de çocuğum ben de yoruluyorum sizin kadar demeye cesaretim... zaten yetiştirilme tarzımız buna uygun değil, nasıl yaşlı bir insanı görüp de yılların ona verdiği yorgunluğa saygı duymadan onun ayakta dikilmesini seyredelim...

Derken geliyor ineceğimiz durak ve tren garında iniyorum otobüsten, geride kalanlara usulca bakarak bu kalabalıktan kurtulmanın verdiği sevinçle... sonrasında kemerli eski kapıdan içeri girerek servisin olduğu yere gidiyorum. Daha çok yolumuz var havuza ama bundan sonrası kolay, ne de olsa kuzenlerim de gelecek... ve birer birer gelmeye başlıyor herkes, o gün yüzmeye gelecek olan. Bir yaz eğlencesi ve herkes neşeli, bizden büyükler de var serviste küçükler de... şarkılar türküler gırla gidiyor. Bizden büyük abi ve ablalarımızı izlemek çok zevkli, birbirlerine takılmaları ve şakaları güldürüyor bizi... ve havuza varış... daha ilk gün... ama teyzemin oğlu hemen geçen seneden ortamı bildiği için liderlik ediyor bize. Bir şezlonga koyuyoruz eşyalarımızı... sonra hocamızın yanına gidiyoruz... yaz havuzu olunca herkes çocuğunu göndermiş, baya kalabalığız. Ama iki tane hoca var bizimle ilgilenen, iki hoca var ama yanlarında yardımcı olarak çalışan belli ki kıdemli yüzücülerden abi ve ablalarımız var... hemen bizi sıraya sokuyorlar hızlıca, ne de olsa zaman kısıtlı ve değerli... önce yüzme bilenleri ayırıyorlar bir kenara... ve atlayın bakalım diyorlar havuza... yine tek sıra olacak şekilde havuzun içindeyiz bu sefer... herkesin sırayla yüzüşlerine bakıyor Hacı abi dikkatle... ve bitince grubunu söylüyor, üç seviye ve kötüden iyiye doğru... Yunuslar, Balinalar ve Köpek Balıkları... hepsi özenle seçilmiş, gelişmeye uygun bırakılmış ve kimseyi rencide etmeyecek şekilde...  önce beni yunuslara alıyor benim kuzenler balinalarda. İlk defa ayrılıyoruz onlarla... ama bir saat sonra tamam diyor bunu balinalara alın... hızlıca çıkıyorum yüzme dünyasının basamaklarını... iki gün sonra köpekbalıklarıyla beraberim... 

Tabi bu kadar hızlı gitmenin de bir bedeli var. Havuzun eni yaklaşık 20 metre boyu ise 35m. Tüm gruplar enine yüzüyorlar havuzda herkese yetsin diye... fakat alttaki grupların dinlenme ve yüzme süreleri oldukça fazlayken bizim köpekbalıkları neredeyse dinlenmiyor bile...  durmadan yüzüyoruz, yüzüyoruz, yüzüyoruz. Gruptaki diğerleri alışık tabi, ben ise nefes alamıyorum başımızdaki kıdemli yüzücü ablamız tekrar “çık!“ dediğinde...

Derken koca yaz tatili bitiveriyor. Zaman o kadar hızlı geçiyor ki, yeni bir hayat başlayacak benim için, ortaokul yılları... yeni bir okul, yeni arkadaşlar... ve yüzme havuzundakilere veda ediyoruz son gün... derken Hacı abi bizlere eğer kışın da yüzmek istersek gelebileceğimizi söylüyor. Bizlere lisans çıkartacağını ve para vermek zorunda olmadığımızı... tabi beleş sirke baldan tatlıdır prensibiyle atlıyoruz bu teklife yine ailecek...

 

Yıl 1993 mevsimlerden kış oldu... Ankara...

Atatürk’ün Ankara’ya geliş yıl dönümü, 27 Aralık’ta gelmiş Atamız Ankara’ya ... onun anısına yüzme yarışları var Anıttepe Yüzme Havuzunda, tam da huzurunda büyük Atatürk’ün... ilk yarışım olacak, bekliyorum. Hacı abi yarış hakkında hiçbir şey anlatmadı ya da benim aklım havada dinlemedim ya da o antrenmanı kaçırdım, bilemiyorum. Kuzenler benden bir yaş büyük ama zannediyorum ki aynı anda yarışa gireceğiz. 100 m serbest, yarışımız aynı ama kategorimiz farklıymış ne bileyim... böyle sessiz sedasız ve heyecanlı bir şekilde beklerken Hacı abinin bağırmasıyla irkildim. “Hadi gitsene neyi bekliyorsun, senin yaş grubun!”

Hemen aşağıya atladım, kendi yüzeceğim seriyi buldum... ismim okununca da rakiplerimle beraber kulvarımın başına geçtim. Lisansımı hakeme verdikten sonra bonemi takıyordum ki bizden önceki seride benim yüzeceğim kulvarda yüzen kız havuzdan çıkarak tribünlere doğru gitmeye başladı. Fakat eşyaları koyduğumuz sepette havlusunu unutmuş... hemen havluyu kaptığım gibi arkasında koşturdum, yarışı falan unutarak...

omzuna usulca dokunarak “havlunu unutmuşsun” dedim ama...

”benim değil” dedi, gözlerini büyüterek havluya bile bakmadan....

çaresiz kulvarıma dönüyordum ki bir de ne göreyim, beraber yüzeceğim adamlar kulvar taşına çıkmış, hatta start verilmek üzere... daha gözlüğümü takmamışım ve kulvarıma 2-3 metre uzaklıktayım... kan basımcım yükseldi, kalbim paldır küldür atmaya başladı, sırtımdan boncuk boncuk terler süzüldü ve ilk yarışımı kaçırmak üzereydim ki... hakemler düdüklerine asıldılar birden, sağır sultana duyurmak istercesine... meğer bizim takımdan biri benim yetişemediğimi görünce erken atlamış havuza, bana zaman kazandırmak için... ikinci bir şans var yani hayatta! Sadece doğru yerde, doğru zamanda ol ve etrafında sana değer verecek ve o ikinci şansı yakalamanı sağlayacak insanlar, dostların olsun...

Sonra bonemi güzelce takarak, gözlüğümü üzerine geçirdim... sağ taraftaki hakem düdüğüne asıldı tekrar, sağ elini havaya kaldırırken. Bize depar taşlarına çıkmamızı işaret ederek... sonra soldaki hakem komutunu verdi bağırarak “Yerlerinize!”

Ve tek bir düdük sesiyle atladım depar taşından havuza...

Yıl 2005... mevsimlerden yaz... İstanbul...

Yüzmeye başladığım ilk yıldan beri yüzüyorum hiç ara vermeden... sadece arada belki bir iki aylık hastalık, kaytarma falan filan... ama artık bıktım galiba biraz spor yapmaktan... özellikle de yüzmekten... iki duvar arası sürekli git gel, bayıyor bir süre sonra... aslına üniversitede pentatlon yaptım... yüzme, atış, basketbol, eskrim, koşarak hedef bulma, engelli parkur... pentatlonda ve yüzmede milli takımda yer alarak içinde Dünya Şampiyonlukları ve Avrupa 2'inciliği de olan birçok başarıya imza attık... fakat o da beni çok yıprattı ve şimdilik sadece basketbolla deva edeyim hayatıma dedim... tabi bu zaman dilimi içerisinde hem yüzme hem de pentatlonda çeşitli başarılar alarak bıraktım... 

005

Yıl 2015... mevsimlerden kış... Ankara...

Tekrar Ankara’dayım. Yüzmeye ilk başladığım yerde... tamam bırakıyorsun yüzmeyi ama yine de çekiyor seni bir şeyler havuza doğru... kendime bir takım buldum ve tekrar başladım ufak ufak yüzmeye... fazla kendimi vermeden... o kadar ara vermişim, yine ilk başladığım günlerdeki gibi nefes nefese kalıyorum... tam 10 yıl olmuş adam akıllı yüzmeyeli... ama kısa zamanda toparladım kendimi ve ilk yarış Marmaris Aquamaster yüzme yarışları... evet artık master kategorisinde yüzüyorum, yaşlı işi yani... daha çok takım için gidiyorum yarışlara, muhabbet çok güzel... gülüp eğlenmek. Spor sosyalleşmek için bir araç gibi, yoksa çekilmez ki bu kadar efor sarf etmek her gün her gün... ve ilk açık deniz yüzme maratonu...

O zamana kadar denizde sadece serinlemek için yüzmüştüm. Biraz da çekinerek. Denideki yosunlar, dibindeki bilinmeyenler hep beni itmişti kendinden. Nereden bileyim bu kadar güzel bir şey olduğunu açık denizde yüzmenin. Start verildiğinde herkes herkesin üstünde, sürekli kulaç atıyorsun ama ileride duracağını ya da takla atacağını gösteren bir duvar yok bu sefer. Kendinle baş başasın, bir yandan yolunu bulman gerekiyor, diğer yandan bunu hızlı yapman... işte böyle sevdim açık denizde yüzmeyi...

Burada havuz derecelerini ya da daha önceki başarılarımı saymadan, sadece açık denizdeki elde ettiğim başarıları yazacağım. Diğerleri bu projede önemli değil çünkü... 

 

S/N

Tarih

Yarış Adı

Yer

Mesafe

Yaş Kategorisi

Derece

Sonuçlar

1

19 Mayıs 2015

AQUAMASTERS Uluslararası Masterler Açık Su Orka Maratonu

Muğla / Marmaris

3000 m

30-34

3’üncü

54:17:62

Tıklayınız

2

15 Haziran 2015

XI. Meis - Kaş Yüzme Yarışı

Kaş / Antalya

7200 m

30-34

3’üncü

2:24.12

Tıklayınız

3

26 Temmuz 2015

Samsung Boğaziçi 2015 Kıtalararası Yüzme Yarışı

İstanbul

7000 m

30-34

27’inci

1:25:09

Tıklayınız

4

31 Ekim 2015

AQUAMASTERS Uluslararası Masterler Açık Su Martı Maratonu

Muğla / Marmaris

3000 m

30-34

3’üncü

51:58:50

Tıklayınız

5

17 Nisan 2016

Uluslararası Dalyan Açık Su Yüzme Yarışı

Muğla / Dalyan

2140 m

30-34

3’üncü

38:18:00

Tıklayınız

6

22 Mayıs 2016

AQUAMASTERS Uluslararası Masterler Açık Su Martı Maratonu

Muğla / Marmaris

3000 m

30-34

3’üncü

52:58:50

Tıklayınız

7

27 Mayıs 2016

Ultimate Cunda

Cunda / Balıkesir

2000 m

30-39

2’inci

36:44:00

Tıklayınız

8

05 Haziran 2016

XII. Meis - Kaş Yüzme Yarışı

Kaş / Antalya

7200 m

30-34

4’üncü

2:12:07

Tıklayınız

9

10 Temmuz 2016

İnebolu İstiklal Açık Deniz Yüzme Yarışması

İnebolu / Kastamonu

3000 m

30-34

2'inci

46:03:36

Tıklayınız

 


ride2swim logo

 

Ride2Swim Nedir?

004

Peki buraya kadar bunları neden yazdım? Mayıs ve Haziran 2015 tarihlerinde, öncelikle Marmaris sonrasında ise Meyis Ada’sından Kaş’a yüzdükten ve Açık Su Maratonu yüzmeye aşık olduktan sonra aklıma bir proje geldi. Ben bu projeyi “RIDE2SWIM” olarak adlandırdım. Bu proje, bu internet sitesini kurmamın amacını oluşturan motosiklet sevdamı, ikinci bir sevdam haline gelen açık su yüzme yarışıyla birleştirmek için oluşturduğum bir projedir. İnternet sitemin geri kalanında motosiklet ve bu sevdanın bende nasıl oluştuğuna dahil detayları rahatlıkla gezilerimle beraber okuyabilirsiniz. O nedenle bu konuyla ilgili detayları yüzme için yaptığım gibi burada anlatmayacağım.

Olay çok basit! Motosikletle A noktasından B noktasına geliyorum. Sonra B noktasından C noktasına yüzerek ilerliyorum. Sonrasında ise C noktasından D, E, F... noktalarına motorumla ilerleyerek A noktasına (mecburen evime) geri dönüyorum. Ve bunun ilk uygulamasını 2015 yılındaki Samsung Boğaziçi 2015 Kıtalararası Yüzme Yarışına katılırken yaptım.

Detaylarını Nordkapp linkinde bulabileceğiniz bu seyahatimde Ankara’dan yola çıkarak İstanbul’da Asya Kıtası’ndan Avrupa Kıtası’na yüzerek geçtim ve sonrasında Avrupa’nın en kuzey ucu olan Nordkapp – Norveç’e motosikletimle ulaşmayı başardım. Şimdi ise yeni planlarla açık deniz yüzme ve motosiklet gezilerimi birleştirmeye devam ediyorum.

003

Bunu yaparken yüzme konusunda benden çok daha başarılı ve halen daha benden başarılı bir şekilde yüzme yaşamına devam eden Cevlan Ertuğrul ile birlikte yol alacağız. Onun kim olduğunu ise kendi kaleminden okuyalım;

 

"1973 yılında Ankara’da doğdum. İlkokuldayken 1983 yılında yüzme sporuyla ilgilenmeye ve Hacettepe Spor Klübünde lisanslı olarak yüzme yarışmalarına katılmaya başladım. 1987'de Ankara ikincisi oldum; 1988'de Türkiye birincisi oldum ve milli takıma seçilerek Balkan Büyükler Şampiyonası ve Balkan Gençler Şampiyonası'na gittim. Eski Rus Milli Takım Antrenörü olan Mr. Oleg ile 1987 – 1991 yılları arasında Petrol Ofisi Spor Klübü'nde çalıştım. 

 

Birçok kere Türkiye Şampiyonaları ve benzeri müsabakalara katıldım ve çeşitli başarılar elde ettim. 2002 senesinde Deniz Harp Okulu’nda Deniz Pentatlon sporuna başladım. 2002 – 2005 yılları arasında 2 Dünya Şampiyonası ve Bir Avrupa Şampiyonası'na katıldım. 2004 yılında Almanya'da takım olarak Avrupa birinciliği ve Bireysel 5 Parkur Toplamında Avrupa üçüncülüğü, 2005 yılında Hırvatistan'da Dünya üçüncülüğü kazandık. 2009 – 2010 yıllarında 2 kez Monaco'da yapılan Monaco Raid Yarışlarına katıldım. Takım olarak en iyi derecemiz dördüncülük oldu. 

001

2004 yılından beri Master Yüzme Organizasyonlarına katılmaktayım, çeşitli yaş kategorilerinde farklı branş ve mesafelerde Türkiye rekorlarım bulunmaktadır.

 

2015 yılından beri de  kendi yaş grubumda açık deniz müsabakalarına katılmaya başladım.

 

26 Nisan 2015 tarihinde Oceanman Organizasyonu'nda 1.5 km Kategorisi'nde Genel Bayanlararası Klasman'da birincilik, 19 Mayıs 2015 Uluslararası Marmaris Açık Deniz Yüzme Yarışması – ORKA Maratonu'nda Genel Bayan Klasmanında ikincilik ödülü kazandım. 14 Haziran 2015 Kaş-Meyis Uluslararası Yüzme Yarışmasında genel klasman bayanlarda 4. lük, yaşgrubumda 1.lik ve 26 Temmuz 2015 tarihinde Uluslararası Boğazici Yarışması'na yaşgrubunda 2.lik ödülü kazadım. 30 Ağustos 2015 tarihinde Çanakkale boğazını geçerek yine yaşgurubunda 2.lik ödülü aldım.  

 

Böylelikle aynı sene içerisinde Açık Su Yüzme'de Türkiye'de yapılan en büyük üç yarışmayı - Meyis-Kaş, İstanbul ve Çanakkale Boğazı - dereceyle bitirerek Türkiye'deki hedeflerimi gerçekleştirmiş oldum. Şimdi sıra Ahmet'le beraber Dünya'ya açılmaya geldi..."

007

ve şu an için birlikte ilk projemiz Cebelitarık Boğazını geçmek... bunu yaparken Cevlan ablanın Cebelitarık’ı geçen ilk Türk Kadın Sporcu olması için geç kaldık, fakat sadece bu proje ile sınırlı kalmayacağımız için sorun değil...

ne de olsa daha dünyada daha yüzülecek çok yer var...

bizi takip etmeye devam edin...

bitirmeden bu proje için bana herzaman destek olan, varlığı ile onur ve gurur veren,

beni hiçbirzaman yalnız bırakmayan sevgili eşim Emel ve oğlum Göktürk'e en derin teşekkürlerimi sunarım...

iyi ki varsınız...